header banner
Default

Neden vegan oldum?


Table of Contents

    “Neden vegan oldum?” sorusuna kısa cevabım; hayvanlara eziyet çektirmeden, onları öldürmek amacıyla üretmeden, doğaya zarar vermeden ve sağlıklı yaşamak için.

    Tüm bunlar insan üzerinde aynı anda etkili olmayabilir. Birisi için duyarlılığı olanların, diğer gerekçeler ile ilgili de farkındalığı zamanla artar.

    Vegan olmaya karar vermek bir hayat tarzı seçimidir. İlk anda algılandığı gibi sadece et yememek, süt içmemek demek değildir. Hayvanlara zarar vermeden, çevreye zarar vermeden yaşamayı seçmek demektir. “Vegan” kelimesi, “vegetarian” kelimesinin ilk ve son hecelerini kırparak “hayvanların ürünlerinin de” kırpıldığının yani onların da yenilmemesi seçiminin güzel bir sembolik anlatımıdır. (Vegetarian)

    “Vejetaryen” kelimesi ilk akla geldiği şekli ile “vegetable” yani sebzeden türememiştir. Latince “Vegetus” sözcüğünden türetilmiştir. “Canlı, neşeli, enerjik, hayat dolu” demektir.

    Veganlığa eğilimli olan insanlar zorlanabileceklerini düşünerek çekinebiliyorlar. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, vegan olmak zor değil. Hatta karar verdikten ve başladıktan sonra insan her geçen gün ne kadar doğru bir karar verdiğini daha çok anlıyor. Yıllar geçse bile her gün daha fazla… Çünkü çevremizde o kadar çok aksi yönde telkin var ki ve büyütülürken öğretilenlerin o kadar etkisinde oluyoruz ki, vegan beslenme sürecinde sağlıklı beslenmek amacıyla sürekli araştırıyorsunuz. Araştırdıkça her şeyin daha çok farkına varıyorsunuz. Vicdan rahatlığı, daha sağlıklı hissetmek, kan değerlerinize baktırdığınızda tüm değerlerin her zamankinden iyi olması, daha enerjik hissetmek her şeyi çok kolaylaştırıyor.

    Benim görüşüme göre, her vegan aynı nedenle vegan olmaz ama sonuçta aynı noktada buluşurlar.

    Şöyle ki;

    Vegan olmak “düşünmek” ve “farkındalığın artması” ile oluşan bir sonuçtur. Her insan doğduğu, büyüdüğü çevrenin öğrettiklerini devam ettirir. Yaşça büyüyüp düşünmeye ve farkındalığı artmaya başladığında bu öğrendiklerini sorgulamaya başlar. Bu beslenme düzeni, çevreye duyarlılık gibi konularda da olur. Tabii ki bütün bunlar için yeniliğe açık ve esnek bir düşünme biçimine ihtiyaç var.

    Veganlığın 3 ana temeli vardır:

    • İnsanın sağlığı,
    • Hayvanların eziyet çekmemesi ve öldürülmek için üretilmemesi,
    • Çevreye olan zararlı etkilerin azaltılması.

    Bir insan bu 3 nedenin herhangi birisi sebebiyle hayvansal ürün tüketmemeyi seçebilir. Hayvansal ürün tüketmemek; hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta, bal gibi gıdaları yiyip içmemenin yanında, hayvanları bir üretim hammaddesi olarak kullanarak üretilmiş kıyafet, aksesuar, tekstil malzemeleri gibi ürünleri de kullanmamak demektir. Bu ürünleri kullanmak veya tüketmektense hayvansal olmayan ürünlerden yapılmış malzemeleri kullanmak ve tüketmek mümkündür. Bu karar, insanın sağlığı, hayvanların sağlığı ve çevre için olumlu sonuçlar doğurur.

    Bu kararı vermenin kolaylığı veya zorluğu her insana göre değişir. Hayvansal gıdaların tadını ve kokusunu sevmek veya sevmemek, verilen kararları uygulamadaki kolaylığı belirleyen önemli etkenlerdendir. Burada; “damak tadı” ve “eziyet çektirmek, zarar vermek, öldürmek” arasındaki ikilemin farkında olmak gerekir.

    Bahsettiğim gibi, vegan olmak isteyenlerin hepsinin farklı gerekçeleri vardır. Kimisi sağlığını, kimisi hayvanları, kimisi de hayvancılığın çevreye verdiği zararları gerekçe olarak görürler. Gerekçe ne olursa olsun bir noktadan başladıktan sonra gelinen nokta aynıdır. Çünkü veganlık hakkında araştırma yaptıktan sonra derinliklerine vakıf olurlar. Sağlık için başlayanlar hayvanlara yapılan eziyetlerin de farkına varır. Hayvanlar öldürülmek için üretilmesin diye başlayanlar, vegan beslenmenin kendi sağlığı için de yararlı olduğunun farkına varır. Çevre duyarlılığı için başlayanlar, hayvanlara sömürü yapıldığını keşfeder. Yani sonuçta ulaşılan nokta sağlık, hayvanlar ve çevre farkındalığının toplamıdır.

    Ben çocukluğumdan beri hayvansal gıdaların tadını ve kokusunu sevmezdim. Düşünüldüğünde çocuklara hayvansal gıdalar genellikle zorla yedirilir. Çünkü çocuklar hayvansal gıdaların tadını ve kokusunu genellikle sevmezler. Geleneksel düşüncede hayvansal gıdaların tüketilmesinin gerekli olduğu zannedildiğinden çocuklara yapılan iyi niyetli baskılar olağan görülür. Hâlbuki bu, sadece kendinden önceki nesilden öğrenilenleri olduğu gibi kabul etmenin, düşünmemenin ve araştırmamanın sonucudur.

    Vegan olmak sanıldığı gibi zor değil. Vegan ürünler gün geçtikçe market raflarındaki ve restoran menülerindeki yerini alıyor. Bunlar vegan olmayanların da damak zevkine hitap eden lezzetler. Aslında vegan ve vegan olmayan ürünlerin fiyat farkı çok fazla değil. Uygun fiyata satın alınabilecek baklagiller, sebzeler, meyveler, kuruyemişler, otlar, tohumlar ile evde kolaylıkla her türlü yiyecek hazırlanabilir. Türkiye’de veganların aşmakta zorlandığı nokta, sosyal çevreye yapılmaya mecbur kalınan açıklamalar ve bunun karşılığında alınan tepkilerdir. En sertinden en ılımlısına değişen şekillerde çeşitli tepkiler alınabilmekte. Veganlığı insanın kendisine yaptığı bir haksızlıkmış gibi, sağlıksız bir beslenme düzeniymiş gibi algılayan –öyle sanan- insanlardan; zaten kendisinin de hayvansal gıdaları pek sevmediğini ama bazı gıdalardan vazgeçemeyeceğini söyleyen, “yapabilir miyim acaba?” diye sorarak açık kapı bırakanlara kadar çok değişen yelpazede tepkiler olabiliyor. Ama biraz düşünen, araştırmaya, yeni fikirlere açık olanlar kabullenebiliyor ve beslenme düzeninin değişebileceğini, hayvanlara zulüm etmeden de sağlıklı beslenilebileceğini, hatta tek sağlıklı beslenme alternatifinin bu olduğunu keşfediyor. Bundan sonra çevre bilinci de ekleniyor.

    Farkında olmak

    Bu konuları açıklarken en çok kullandığım sözcükler; “farkında olmak”, “düşünmek”, “araştırmak”, “bilincine varmak”. Bunlar, fikirlerinde esnek olabilen insanlar için mümkün görünen özellikler. “Sandığı” veya “inandığı” bilgilerin doğruluğuna körü körüne bağlı insanlar için biraz daha zor olabilmektedir. Hayat tarzını değiştirebilecek kadar değişikliğe açık ve cesur olmak gerekir. Aslında bir karar verip artık ondan vazgeçmemek gerektiği gibi bir mecburiyet de hissetmemek gerekir. Bu, karar vermek konusunda çekince yaratır. Bir süre denenebilir. Kendisine uygun görenler devam edebilir. Sonuçta bu bir seçimdir.

    Vegan olmak, bitkisel beslenmenin en son aşaması değildir. Dünyada insan çeşitliliği çok olduğu için, algı, yorum ve kavrayış da o denli çeşitli olabiliyor. Bitkilere de zarar vermek istemeyen ve sadece tohum yiyen insanlar olduğu da duyulabilir. Bu tarz hassasiyetlerin araştırılması gerekir diye düşünüyorum. Bitkilerin sinir sistemi olmadığı için acı çekmedikleri biliniyor. Hatta birçok otun budandığında daha çok dirileştiği ve canlandığı bir gerçek. Bu bilgilerin yanında şu şekilde düşünmek gerekir diye düşünüyorum; acı çekip çekmediği tartışmalı olan varlıklara odaklanmaktansa acı çektiği kesin olan varlıklara acı çektirmemeyi önceliğe almak daha mantıklı olacaktır.

    Az önce bahsettiğim uç örnekler olabildiği gibi, bilinen hali ile veganlığa ulaşmak adım adım yol alınan bir süreç. Genellikle gidilen yoldan bahsedecek olursak; öncelikle kırmızı et, sonra beyaz et, balık ve diğer deniz hayvanları bırakılarak et tüketimi bırakılmakta, sonrasında hayvanların ürünlerine sıra geldiğinde ise süt ürünleri ve yumurta bırakılmakta, sonra farkındalık arttıkça bal tüketimi bırakılmaktadır. Hayvanların ve hayvan ürünlerinin kullanılarak ve hayvanlar üzerinde deneyler yapılarak üretilen kıyafet ve diğer kullanım ürünlerinin bırakılması da genellikle bu sürecin sonlarında farkına varılan bir süreç. Bu teker teker bırakmaya çeşitli isimler veriliyor. Et yemeyip sadece hayvansal ürün tüketenlere vejetaryen, sadece süt ürünleri tüketip başka hiçbir hayvansal gıda tüketmeyenlere lakto-vejetaryen, sadece yumurta tüketip başka hiçbir hayvansal gıda tüketmeyenlere ovo-vejetaryen denilmektedir. Lakto, süt şekeri “laktoz” nedeniyle bu ismi alıyor. Ovo ise Latince “ovum (yumurta)” kelimesinden geliyor. Buna benzer şekilde her adımın farklı bir ismi var. Bunlar bana göre sadece geçici evreler. Bu nedenle üzerinde çok durmaya gerek yok. Bu yolda olanlar nasıl olsa farkındalık ve araştırmalar sonucu veganlığa geçeceklerdir.

    Ben bir vegan olarak herkesin vegan olmasını öneren, bunu öncelikle kendi sağlıkları için öneren biriyim. Çevremde et tüketmeyi bırakamıyorum diyenlere süt ve süt ürünlerini öncelikle bırakmasını tavsiye ediyorum. Çünkü memeliler arasında bebekken kendi annesinin sütünü içip sütten kesildikten ve katı gıdaya geçtikten sonra başka bir memelinin sütünü içmeye devam eden tek memeli insandır. Her memelinin sütünde kendi yavrusuna uygun maddeler vardır. Diğer memelilere zarardan başka bir şey vermeyecektir.

    Hayvanlar, ürünlerinin alınabilmesi için endüstri içinde üretiliyorlar ve normal yaşam sürelerinden çok daha kısa yaşayabilip ölüyorlar. Örneğin 20-25 yıl yaşayabilen bir inek, hamile kalıp (aynı insan annesi gibi hamile kaldığında süt üretir) sütü sağılıyor ve sütten kesilince tekrar insanlar tarafından suni bir şekilde hamile bırakılıp tekrar makineye takılıyor. Yavrularından sürekli ayrılan ve bunun stresini yaşayan ve üstüste hamile kalıp sütü uzun süreler sağılan inekler 5-6 yılda ölüyorlar. Buzağılar zaten hemen kesimhaneye gönderiliyor. Yani can olarak değil et olarak bakılıyor hepsine. 

    Tavuklar da 20 cm’lik dar kafeslerde önden yem ve su verilip arkadan yumurta alınan bir yaşayan fabrika olarak görülüyor. Onlar da kısa sürede ölüyor. Arıların da kışın yemek için kendileri için ürettikleri balı insanlar alıyor.

    Bütün bu sömürü düzeninin dışında kalmak müthiş bir şey. İnsanın ihtiyacı olan tüm besinler de bitkisel besinlerden elde edilebiliyor.

    Çünkü yenilen hayvanlar (İnek, koyun, dana vb.) zaten bitkisel beslenen canlılar. İnek de güçlü bir hayvan, at da, fil de, goril de. Bu kaslı ve güçlü hayvanlar doğada meyve, sebze, ot yiyorlar, kaslılar ve dayanıklılar. Bir at durmadan saatlerce koşabiliyor. Filin ve gorilin karşısında durabilen hayvan çok az. Belgesellerde görülebileceği gibi bir aslan, kaplan veya çita ceylanın peşinden koşuyor, çok hızlı depar atıyor ama ceylan koşmaya daha uzun süre dayanabildiği için, aslan, kaplan veya çita bir süre sonra yorularak pes ediyor.

    Karşılaşılabilen bir başka söylem de, “besin zinciri” kavramıdır. Güçlü hayvanın güçsüz hayvanı yemesi ile açıklanan bu doğal gerçek, insan için geçerli değildir. İnsan zaten güç anlamında hayvanlar arasında en güçlü konumda değildir. İnsan doğal olmayan yöntemlerle avlanır, hayvanı veya hayvanının ürününü yemeye hazır hale getirir. Hâlbuki doğal olan, insanın çıplak bir şekilde doğaya çıkması, bir ineği veya danayı elleriyle ve dişleriyle öldürmesi ve parçalaması; sonrasında da çiğ bir şekilde yiyebilmesi ve sindirebilmesidir. İnsanda bunları yapacak donanım yoktur. Yani hâlihazırda yaşanan, doğal bir sürecin sonucu değildir.

    Vücudumuzun ihtiyacı olan tüm maddeleri dışarıdan alıyoruz. Hepsi bitkisel beslenme ile karşılanabilmektedir. Bunun bir istisnası B12 vitaminidir. B12 de doğada mevcuttur fakat bitkilerin doğal, tozlu, bizim deyişimizle toz toprak içinde ve pis hallerinde bulunur. Hayvanların da vücudu B12 üretmez ve otlarken dışarıdan alırlar. B12 vücutlarına geçtiği için insanlar da bu hayvanı yediklerinde B12 almış olurlar. Fakat insan narin bir yapıdadır. Hayvanlar gibi doğada hijyen kurallarını sağlamayan ortamlardan beslenirse zarar görecektir. Hayvanların otladığı alanlarda böceklere ve çeşitli zararlılara karşı ilaçlama yapıldığından B12 üreten bakteriler de ölmektedir. Bu nedenle hayvanların yemlerine B12 takviyesi yapılmakta, bu sayede o hayvanı yiyen insanlar da B12 almış olmaktadır. Hayvansal gıda tüketilse de tüketilmese de kan testi ile bunun gibi gerekli maddelerin seviyesine baktırıp buna uygun beslenme ve takviye kullanımına geçilmelidir. Çünkü hayvanların otladığı meralarda da bahsedilen nedenlerle B12 eksikliği olabilmektedir. Bu kullanımın dozu da kısa bir araştırma ile öğrenilebilmektedir. İnsanların yemesi için üretilen hayvanların etlerinden bazı besin maddeleri karşılanabilmektedir. Ancak o hayvanlar da bu besinleri yedikleri ile karşılamaktadır. Yani genel bir kural olarak hayvanı değil hayvanın yediğini yemek daha mantıklı olacaktır.

    Vegan beslenme ile ilgili ilk akla gelen sorulardan bir diğeri de protein alımının nasıl olduğudur. Protein her türlü besinde çeşitli miktarlarda bulunan, aminoasitten oluşan bir biyomoleküldür. Bitkisel beslenme ile eksiklik yaşanması söz konusu bile değildir. Kaslarını geliştiren veganlar ve vegan profesyonel sporcuların kas yapımı için gerekli protein vücutlarında olduğu için kasları gelişebilmektedir. Yinelemekte fayda var, her beslenme biçiminde olduğu gibi bitkisel beslenme için de bilinçli bir beslenme gerekmektedir.

    Hayvanların tat ve koku duyuları insanlardan daha keskindir. Kendisine uygun olmayan bir yiyeceği yemez. Hâlbuki insan gözün gördüğü her şeyi küçük parçalara ayırıp ağzına atabilir. Bu anlamda önüne gelen etin ne süreçlerden geçip önüne geldiğini de pek düşünmez. Et onun için lezzeti hoşuna giden bir maddedir sadece. Onun hayvan olduğunu biliyor olsa da tamamen bilincinde değildir. Bu nedenle “neden et yemiyorsun?” veya “şunun etini de mi yemiyorsun?” gibi sorulara karşılık olarak “ölü hayvan yemiyorum.” denildiğinde rahatsız olurlar. Hâlbuki sadece bir gerçekten bahsediliyordur ve bunun bilincine varmanın kıyısından bile geçmek insanları rahatsız eder. Burada Paul McCartney’in bir sözünü düşünmemiz lazım: “Mezbahaların camdan duvarları olsaydı kimse et yemezdi.”

    Veganlık bilincinin ve hayat tarzının yeni bir kavram olduğu ve yeni bir moda olduğu söylemleri ile karşılaşılabilir. Bunun için eskilerden bazı tanınmış isimlerden bahsetmek istiyorum. Pisagor, et yemezmiş ve vejetaryen ismi kullanılmaya başlamadan önce vejetaryenliği anlatmak için “Pisagor diyeti” ifadesi kullanılmaktaymış. Et yemeyen bazı tanınmış isimler; Socrates, Platon, Pisagor, Seneca, Aristoteles, Cicero, Leonardo da Vinci, Albert Einstein, Alexander Von Humboldt, Thomas Edison, Nikola Tesla, Charles Darwin, Isaac Newton, Francis Bacon, Henry Ford, Martin Luther King, Franz Kafka, Leo Tolstoy, Voltaire, Montaigne, Shakespeare, Mark Twain, George Bernard Shaw, Mahatma Gandi, Konfüçyüs, Johann Wolfgang Von Goethe, Benjamin Franklin, Antoni Gaudi, Brigitte Bardot, Jim Carrey, Richard Gere, Shania Twain, Bryan Adams, Alanis Morisette, Rachel McAdams, Steve Jobs, Christian Bale, Paul McCartney, Ringo Starr, Anne Hathaway, futbolcular Hector Bellerin, Chris Smalling, Sergio Aguero; sörf şampiyonu Tia Blanco; tenis oyuncuları Serena ve Venus Williams, Novak Djokovic; Formula-1 pilotu Lewis Hamilton; vücut geliştirme sporcusu Barny du Plessis; Milli Buz Hokeyi oyuncusu Başak Demirkol; dağcı Kerem Daşçıkaran.

    Bu isimler, dünyaca ünlü isimler. Dünya çapında çok daha fazla ve çeşitli sektörlerden vejetaryen ve vegan var. Kısa bir araştırma ile hepsinin ismine ulaşılabilir.

    Dünyada birçok şiddete karşı fikirler, felsefeler, anlayışlar var. Bunların en köklü ve önemlilerinden birisi “Ahimsa şiddetsizlik ilkesi”dir. Birçok doğu inanç sistemine etki etmiştir. “Şiddete başvurmama, saldırmama, zarar vermeme” anlamına gelir. Buna göre, insanlar barış içinde yaşamalı, bir canlıya zarar vermemelidir. Bu felsefe, birçok dini ve geleneği etkilemiştir. Veganlık ile aynı görüşte olduğu için incelenmesi gereken bir felsefe olduğunu düşünüyorum. İnsan ve hayvan öldürmeye eşit derecede karşı olan Maniheizm felsefesi de incelenebilir.

    Vegan beslenmenin, diğer adıyla bitkisel beslenmenin, sağlıklı bir beslenme şekli olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu beslenme düzeninde yüksek lif, yüksek antioksidan içeren besinlere daha fazla yer verilmekte ve hayvansal gıdaların getirdiği yüksek yağ ve kalorinin olumsuz etkilerinden uzak durulmaktadır. Tek başına bitkisel beslenme sağlık için yeterli değildir. Veganlığın temellerinden birisi olan “sağlık” söz konusu olduğunda, yenilen içilen her şeye dikkat etmek gerekir. Herkesin bildiği gibi sağlıklı bir beslenme için, un, tuz, şeker ve yağdan uzak durmak, olabildiğince minimum tüketmek gerekir. Bütün gün bitkisel beslenmeye uygun ve un, su, tuz, yağ ve sebzeden yapılmış sebzeli börek yenilse ve hareketsiz kalınsa sağlık tehlikeye girecektir. Bu nedenle dengeli beslenmek gerekmektedir. Sağlıklı yiyecek ve içecekleri öğrenip hepsinden azar azar tüketmek, vücudun ihtiyacı olan her vitamin, mineral, karbonhidrat, protein ve yağa ulaşmayı sağlayacaktır. Doktor kontrolleri aksatılmadan yürütülecek vegan yaşam tarzının içerdiği sömürüsüz, doğaya olabildiğince zarar vermeyen, sağlıklı bir hayat için ayrıca, stresten uzak hareketli bir yaşam tarzı, egzersiz, düzenli ve kaliteli uyku gibi etkenleri de hayata dâhil etmek gerekir. Kendini gerçekleştirmek olarak tanımlanan, bir amacı olan hayat; doğaya zarar vermeden, kendi sağlığı için de en doğrusunu yapmanın verdiği farkındalık, huzur ve tamamlanmışlık hissiyle daha fazla anlam kazanabilmektedir.

    Sources


    Article information

    Author: Brenda Jimenez

    Last Updated: 1700066282

    Views: 1163

    Rating: 4.5 / 5 (64 voted)

    Reviews: 92% of readers found this page helpful

    Author information

    Name: Brenda Jimenez

    Birthday: 2017-06-10

    Address: 90073 Tonya Mount Suite 223, Cynthiastad, WA 71776

    Phone: +3913752275031559

    Job: Cryptocurrency Analyst

    Hobby: Quilting, Sewing, Sailing, Swimming, Singing, Cycling, Web Development

    Introduction: My name is Brenda Jimenez, I am a radiant, bold, apt, talented, exquisite, resolute, dear person who loves writing and wants to share my knowledge and understanding with you.